Tarım, Kırsal Kalkınma ve Çevre Bakanı Maria Panayiotou, perşembe günü Lüksemburg'da AB Kıbrıs Dönem Başkanlığı kapsamındaki son Çevre Konseyi oturumuna başkanlık etti. Panayiotou, Kıbrıs Dönem Başkanlığının "iklim ve çevresel zorluklarla mücadelede Avrupa'nın (AB) liderliğini güçlendirmeye ve aynı zamanda dirençli ve rekabetçi bir Birlik oluşturmaya" odaklandığını vurguladı.
Konsey toplantısının, Orta ve Kuzey Avrupa'nın yaşadığı en büyük sıcak hava dalgasıyla aynı zamana denk geldiğini belirten Panayiotou, bu durumun "iklim değişikliğinin Avrupa'nın gündeminde çok üst sıralarda kalmaya devam etmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koyduğunu" ifade etti. Çevre Komiseri Jessika Roswall ile İklim Komiseri Wopke Hoekstra'ya ve diğer bakanlara "olağanüstü iş birliği ve son aylardaki sürekli katkıları için" teşekkür eden Panayiotou, Brüksel ve Lefkoşa'daki Başkanlık ekiplerinin "özveri ve takım ruhunun başarılarında belirleyici bir rol oynadığını" da sözlerine ekledi.
Bakan, altı aylık Kıbrıs AB Dönem Başkanlığı süresince su dirençlilik stratejisinin hayata geçirilmesinde önemli adımlar atıldığını aktardı. İklim politikası alanında ise ETS2 kapsamındaki Piyasa İstikrar Rezervi (MSR), Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) üzerine genel bir yaklaşım benimsendi; otomobil ve hafif ticari araçlara yönelik CO2 standartları çerçevesi de ilerleme kaydetti. Döngüsel ekonomi ve kirlilikle mücadele gündeminde de önemli adımlar atıldı: AB Biyoekonomi Stratejisi üzerine Konsey sonuç bildirgeleri kabul edilirken Çevre Omnibus (çerçeve yönetmelik) sürecinde de yol kat edildi.
Uluslararası alanda ise Panayiotou, Dönem Başkanlığının "başta yaklaşan COP31 olmak üzere küresel çevre müzakerelerinde AB'nin koordineli, daha stratejik ve kararlı bir tutum sergilemesini sağlamaya" çalıştığını belirtti. Bu çerçevede COP'lara yönelik çok yıllı ilk AB vizyonu oluşturuldu, COP31 öncelikleri üzerine erken görüşmeler başlatıldı, koordinasyon ve iklim diplomasisi güçlendirildi, sektörler arası iş birliği ile bilgi paylaşımı geliştirildi.
Oturumda CO2 standartlarına ilişkin ilerleme raporunun ve COP31 brifinginin ardından Su Dirençlilik Stratejisi üzerine de bir görüş alışverişi yapıldı. Stratejinin benimsenmesinin üzerinden bir yıl geçmiş olması vesilesiyle uygulama sürecinin değerlendirildiği ve Birlik genelinde su dirençliliğinin güçlendirilmesine yönelik önceliklerin ele alındığı toplantıda "su verimliliği, dijitalleşme ve yeni finansman girişimleri gibi alanlarda kaydedilen ilerleme" ön plana çıktı. Yenilikçi finansman araçlarıyla yatırımların artırılması, özel sermayenin daha fazla harekete geçirilmesi ve AB finansman araçlarının kullanımının sürdürülmesi konularında da geniş çaplı bir destek dile getirildi.
"Doğa, İş Dünyası ve Rekabet Gücü: Biyoçeşitlilik Kaybının Risklerini Yönetmek" başlıklı görüş alışverişinde ise iş dünyasının sağlıklı ekosistemlere ve dirençli tedarik zincirlerine olan bağımlılığı göz önünde bulundurulduğunda, biyoçeşitlilik kaybının "yalnızca çevresel değil, aynı zamanda giderek büyüyen ekonomik ve rekabet gücüne ilişkin bir risk" olduğu konusunda ortak bir anlayış oluştu. Mevcut çerçevelere karşın biyoçeşitliğin gerilemeye devam ettiği ve doğa yanlısı eylemlere yönelik finansmanın yetersiz kaldığı vurgulanırken hem kamu hem de özel sermayenin harekete geçirilmesi gerektiğinin altı çizildi. "Yeşil aklama karşıtı sağlam standartlar, güvenilirlik ve güvenceler" temelinde oluşturulması kaydıyla doğa kredileri gibi yenilikçi finansman yaklaşımlarına da geniş çaplı ilgi gösterildi.
Konsey ayrıca AB kimyasallar politikasının geleceği ve REACH çerçevesinin ilerleyişi üzerine stratejik bir tartışma yürüttü. Amaç; Avrupa kimya sanayisinin yaşadığı güçlükler gözetilerek insan sağlığı ve çevre için yüksek düzeyde bir koruma sağlamak. Söz konusu tartışma, Komisyonun kimyasallar politikasını modernize etme ve güçlendirmeye yönelik yaklaşan çalışmaları öncesinde "zamanında ve önemli" bir girdi olarak nitelendirildi.
Bakanlar, gayriresmî çalışma öğle yemeğinde ise "AB'de Etkili İklim Dirençlilik Çerçevesine Doğru" başlıklı bir görüş alışverişinde bulundu. Giderek artan ve şiddetlenen aşırı hava olayları karşısında Avrupa'nın iklimle bağlantılı risklere nasıl daha iyi hazırlanabileceğine odaklanılan toplantıda dirençliliğin güçlendirilmesi ve "planlamadan tüm yönetişim düzeylerinde etkin uygulamaya geçilmesi" gerektiğinin altı çizildi. Geliştirilmiş risk değerlendirmeleri ve uyum planlamasının desteğiyle iklim riski yönetimine daha bütünleşik ve sistemli bir yaklaşım getirmesi beklenen yaklaşan AB çerçevesi bir fırsat olarak değerlendirildi. Dirençlilik tasarımını bütünleştirmek ve hedefleri somut eyleme dönüştürmek için "daha iyi koordinasyon, yatırıma yönelik daha güçlü teşvikler ve mevcut araçların daha etkin kullanımı" ihtiyacı da vurgulandı.
Panayiotou, "Dünyaya Açık, Özerk bir Avrupa" sloganıyla yürütülen Kıbrıs Dönem Başkanlığının AB'nin iklim ve çevre gündeminde somut ilerlemeler sağlarken önemli uluslararası süreçlerde Avrupa'nın küresel liderliğini güçlendirdiğini söyledi. Dönem Başkanlığı boyunca belirleyici ortak unsurun "çevresel ve iklim hedeflerini rekabet gücüyle dengelemek ve AB'nin çevresel zorluklara etkin biçimde yanıt verme kapasitesini pekiştirmek" olduğunu vurgulayan Bakan, Kıbrıs'ın bayrağı İrlandalı meslektaşlarına devrettiğini belirterek onlara Avrupa'nın çevre ve iklim gündemini daha da ilerletme konusunda başarılar diledi.
Otomobil CO2 standartları
—————————-
Konsey, cuma günü otomobil ve hafif ticari araçlara yönelik CO2 emisyon standartlarına ilişkin bir ilerleme raporu sundu. Panayiotou, Kıbrıs Dönem Başkanlığının "bu dosya üzerinde yoğun biçimde çalıştığını ve süregelen Endüstriyel Hızlandırıcı Yasası ile Otomotiv Omnibus müzakereleriyle olan sıkı bağlantısını göz önünde bulundurarak önerinin önemli ölçüde ilerlemesini sağladığını" aktardı. Yapılan görüş alışverişinin ve ilerleme raporunun "İrlandalı meslektaşlarının çalışmaları sürdürmesine yardımcı olacak siyasi yönlendirme sağladığından" emin olduğunu da ekledi.
Tam elektrifikasyonu savunan ülkeler ile daha geniş teknolojik esneklik talep eden ülkeler arasındaki ayrışmaya ilişkin bir soruyu yanıtlayan Panayiotou, Dönem Başkanlığı’nın "heyetlere tutumlarını oluşturma ve dile getirme konusunda uygun alan tanımaya" ve araç etiketleme kurallarına ilişkin metni ilerletmeye odaklandığını belirtti; böylece "sürücüler araç satın alırken açık ve güvenilir bilgiye erişebilecek." Çalışmanın bu bölümünün "artık sağlam bir zemine kavuştuğunu" ifade eden Panayiotou, hedefler ve esneklikler gibi daha büyük siyasi sorularda ise "üye devletlerin tutumlarını bir araya getirmek için daha fazla zamana ihtiyaç duyulduğunu" söyledi.
Tüm bu dosyaların birbiriyle bağlantılı olduğunu vurgulayan Bakan, müzakerelerin Otomotiv Omnibus ve Endüstriyel Hızlandırıcı Yasasıyla bağlantılı olarak sürdürülmesi gerektiğini belirtti. Dönem Başkanlığı’nın "önümüzdeki hafta görevi devralan İrlandalı meslektaşları için sağlam bir zemin hazırladığını" memnuniyetle karşılayan Panayiotou, onların süreci "hem iklim hedeflerimizi hem de otomotiv sektörümüzün gücünü koruyan dengeli bir anlaşmaya" doğru taşıyacağına olan güvenini de dile getirdi.
Hoekstra’nın açıklamaları
————————-
Komiser Hoekstra ise CO2 standartlarına ilişkin Komisyon önerisinin "son derece net" olduğunu vurgulayarak önemli piyasa gelişmelerine dikkat çekti. Sunduğu verilere göre yılın ilk dört ayında AB'de satılan yeni araçların yüzde 20'si elektrikli oldu; en büyük pazarlarda da dikkat çekici artışlar yaşandı: Fransa'da yüzde 48, İtalya'da yüzde 72, Almanya'da yüzde 41 ve İspanya'da yüzde 41.
Hoekstra, bu büyümenin ABD-İran savaşı öncesinde başladığını, ancak fosil yakıt ithalatını çevreleyen mevcut durumun "bu dönüşümü daha da hızlandırdığını" belirtti. Esnekliklerin AB'de üretilen düşük karbonlu çeliğin daha fazla kullanımıyla ilişkilendirilmesi gerektiğini de vurgulayan Komiser, konunun "yalnızca iklim gündemiyle değil, Komisyonun ve Birliğin bütünüyle benimsediği daha kapsamlı rekabet gücü gündemle" de ilgili olduğunun altını çizdi. Paketin amacının "elektrik sektöründe yatırım öngörülebilirliğini korumak, emisyonları düşürmek ve iklim hedeflerimize yönelik rotamızı sürdürmek" olduğunu da ekledi.
Dosya üzerinde bir anlaşmaya varılacağı konusunda iyimser olduğunu belirten Hoekstra, farklı görüşlerin bulunduğunu kabul etmekle birlikte düzenlemenin "iklim açısından olumlu" ve "Avrupa rekabet gücü açısından olumlu" olması gerektiği yönünde bir netlik bulunduğunu vurguladı. "Avrupa'da üretilmiş" unsurunun önemli bir etken olduğunu ve yeşil çelik pazarının güçlendirilmesi gerektiğini de sözlerine ekleyen Komiser, "son aylarda sahadaki gerçeğin bunu kolaylaştırdığını, verilerin inanılmaz bir iyileşme gösterdiğini ve tartışmayı 12 ay öncesine kıyasla çok daha kolay kıldığını" ifade etti.
AB ile Birleşik Krallık emisyon ticaret sistemleri arasında bağlantı
AB ile Birleşik Krallık Emisyon Ticaret Sistemlerinin (ETS) birbirine bağlanmasına ilişkin bir soruya yanıt veren Hoekstra, "son birkaç ayda Birleşik Krallık ile ETS'nin birbirine bağlanması üzerine çok verimli görüşmeler ve müzakereler yürütüldüğünü" belirtti. "Belki henüz sonuca ulaşmadık, ama gerçekten oldukça ileri bir noktaya geldiğimizi düşünüyorum" diyen Hoekstra, Birleşik Krallık'ta yaşanan son siyasi gelişmeler nedeniyle Komisyonun bunun müzakerelerin seyri ve ilgili bir zirvenin düzenlenmesi açısından ne anlama geldiğini henüz değerlendirdiğini söyledi. Buna karşın "her iki taraf için de verimli bir çözüme ulaşacağız" diyerek kesin bir takvim vermekten kaçındı.
ETS'nin uluslararası uçuşlara genişletilmesi meselesine gelince Hoekstra, 10 Haziran'daki Komisyon üyeleri arasındaki görüş alışverişinin somut bir öneri sunma aşaması olmaktan ziyade soruların gündeme getirildiği "yönelim tartışması" niteliğinde bir beyin fırtınası olduğunu vurguladı. Tartışmanın "son derece yararlı" olduğunu belirten Hoekstra, bunun üye devletlerin ve çeşitli sektörlerin görüşlerinin derinlemesine anlaşılmasına olanak tanıdığını ifade etti; böylece hem "iklim hem de sanayi perspektifinden sağlam" ve uzun vadeli sürdürülebilirlik gözetilerek şekillendirilmiş bir öneri oluşturulabileceğini aktardı. Bir önerinin siyasi uygulanabilirliğe de ihtiyaç duyduğunu, zira "siyasette her zaman iyi bir fikir ile onu siyasi açıdan hayata geçirebilme kapasitesi bir arada olmak zorunda" olduğunu vurgulayan Hoekstra, sürecin sonucunu 15 Temmuz'da açıklamayı beklediğini duyurdu.
KHA/EK/NST/2026
Kıbrıs Haber Ajansı