Kıbrıs Türk toplumundaki ortaöğretim okullarında kız öğrencilerin başörtüsü kullanmasına izin veren yeni yönetmeliğin gündeme gelmesi, Kıbrıs Türk toplumunda derin bir huzursuzluğa yol açtı. Bu gelişme, toplumun geniş kesimleri tarafından sadece münferit bir olay veya basit bir kıyafet tercihi olarak görülmüyor. Aksine, öğretmen sendikaları, muhalefet partileri ve onlarca sivil toplum kuruluşunun dâhil olduğu geniş bir tepki cephesi oluşmuş durumda. Bu "aykırı" sesler, hamlenin ardında topluluğun laik kimliğini değiştirmeye yönelik sistemli bir çaba, Ankara'dan dayatılan siyasi modeller ve daha derin bir toplumsal mühendislik stratejisi yattığını düşünüyor.
Kıbrıs Türk sendikal hareketinin üç önemli ismi; Türkiye'nin Kıbrıs Türk toplumunun iç işlerine müdahalesine karşı duruşuyla tanınan Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) Genel Sekreteri Selma Eylem, ilkokul öğretmenlerini temsil eden Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) Başkanı Burak Maviş ve Kıbrıs Türk sendikacılık hareketinde uzun geçmişi bulunan, Türkiye'nin politikalarına eleştirel yaklaşımıyla bilinen deneyimli sendikacı Şener Elcil, durumu, nedenlerini ve olası sonuçlarını analiz ediyor. Deneyimli sendikacılar, yönetmeliğe kesin bir şekilde karşı çıktıklarını belirtiyor. Eylem, bu düzenlemeyi "darbe" olarak nitelendirmekten çekinmiyor ve altında yatan daha geniş siyasi amaçlara karşı uyarıyor.
Kıbrıs Haber Ajansına (KHA) konuşan üç sendikacının verdikleri ortak mesaj net: Mesele, din özgürlüğünün ötesine geçerek Kıbrıs Türk toplumunun kimliğine, özerkliğine ve mevcut koşullar altındaki geleceğine dokunuyor. Sendikalar, hâlihazırda güçlü eylemlere başladı. Mücadelelerini tırmandırma konusunda kararlı olduklarını, hatta genel grev senaryosunu bile masaya yatırdıklarını belirtiyor.
"Özgürlük meselesi değil, hedef siyasal İslam dayatması"
--------------------------
Sendikacılar, meselenin bireysel haklar veya din özgürlüğü olduğu yönündeki resmî anlatıyı reddediyor. Selma Eylem, bu konuda net konuşuyor: "Toplumumuz, bunun bir başörtüsü, yönetmelik veya özgürlük meselesi olmadığını anladı. Bu, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) adamızın kuzey kesiminde siyasi İslam'ın hâkimiyetini derinleştirme çabasıdır. Eğitimin dönüşümü ve dolayısıyla toplumsal mühendislikle ilgili dayatmalarda yeni bir adım, bir darbe ile karşı karşıyayız."
Kıbrıslı Türk sendikacı, 'hükûmetin' toplumun iradesini göz ardı ederek yönetmeliği yürürlüğe koyma ısrarının, sadece karşı çıkanların kararlılığını güçlendirdiğini savunuyor. Selma Eylem'e göre, meselenin özü tartışmaya kapalı: "Bu karar, laik eğitimimizi ve toplumumuzun laik yapısını hedef alıyor; Anayasa’ya, Millî Eğitim Yasası’na ve çocuk haklarına aykırı. Amaç, toplumsal değerleri değiştirmek, dönüştürmek ve siyasi İslam’ı kız çocuklarımız üzerinden dayatmak."
Maviş de benzer bir bakış açısı benimsiyor ve mevcut durumu "Kıbrıslı Türklerin kamu eğitimi ve demokratik hakları için kritik bir dönem" olarak niteliyor. Bir ayı aşkın süredir sendikaların, partilerin ve kuruluşların, "eğitim sistemimizi gerici ve muhafazakâr çizgilerde yeniden şekillendirmek amacıyla ideolojik olarak yönlendirilmiş ve siyasi olarak düzenlenmiş bir girişime karşı kararlı bir direniş içinde olduğunu" vurguluyor.
Türkiye'nin müdahalesi ve "Kukla Hükûmet" iddiaları
----------------------------------
Kıbrıs Türk toplumunda, başörtüsü meselesinin arkasında Ankara'nın yönlendirici rol oynadığına dair yaygın bir kanı var. Selma Eylem, bunu açıkça ifade ederek son gelişmeleri "AKP'nin siyasi İslam'ın hâkimiyetini derinleştirme çabası" olarak niteliyor.
Elcil, "sömürgeci süreç" olarak adlandırdığı durumu daha ayrıntılı çözümlüyor: "'1958'de 'laik eğitim' adı altında başlayan, Türkiye'den gelen subaylarca Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) faaliyetleri aracılığıyla organize edilen, milliyetçilik-Türkçülük öğretimiyle devam eden ve AKP'nin Türkiye'de iktidara gelmesiyle dinî araçsallaştırarak bugünkü şeklini alan' bir süreci tarif ediyor."
Ayrıca, başörtüsü meselesine zemin hazırlayan gelişmeleri şöyle aktarıyor: "Türkiye; Kıbrıs'ın kuzeyine Kıbrıslı Türklerin on katı nüfus taşıyarak, her köşeye cami inşa ederek, buraya maaşlı 400'ün üzerinde imam göndererek, okullarda Sünni İslam öğretimini zorunlu kılarak ve son olarak bir ilahiyat fakültesi açarak başörtüsü meselesinin altyapısını hazırladı." Elcil'e göre, yerel 'yönetimin' tutumu da bağımlılığını doğruluyor: "Ankara'dan emir alarak bu uygulamayı başlatan Kıbrıs'ın kuzeyindeki kukla hükûmetin geri adım atamaması, yönetimin nasıl işlediğini gösteriyor."
"28 Şubat" darbesi retoriğinin reddi
-------------------------
Türkiye'deki bazı medya organları ve çevrelerin, Kıbrıs'ın kuzeyindeki mevcut tepkileri, Türkiye'de Necmettin Erbakan hükûmetini deviren "28 Şubat 1997" darbesiyle karşılaştırma çabalarını, sendikacılar yanıltıcı ve yönlendirilmiş yorumlar olarak kesin bir dille reddediyor. Maviş, bu konuda net konuşuyor: "28 Şubat ile Kıbrıs'ta yaşananlar arasında ne tarihsel ne politik ne de sosyolojik bir benzerlik var."
Kıbrıslı Türk sendikacı, görüşünü savunmak için temel farklılıklara şöyle açıklık getiriyor: "Türkiye'de bu tartışmalar yapılırken, burada üniversite öğrencileri başörtüsüyle okullara girebiliyordu. Bizim hiç böyle bir sorunumuz olmadı. Başörtülü kişiler Kıbrıs'ta kamu görevine de girebilir. Başörtüsüyle ilgili bir anlaşmazlığımız yok. Anlaşmazlığımız, ısrarla, yalnızca 18 yaş altı reşit olmayan öğrencilere yönelik dayatmayla ilgili. Onların özgür iradeye sahip olduğunu savunmamız mümkün değil."
Sembolik eylemlerden genel grev tehdidine
-----------------------
Başörtüsü meselesiyle ilgili sahadaki tepki hâlihazırda oldukça güçlü ve organize; öğretmen sendikaları en ön safta yer alıyor. Selma Eylem, gerici girişimlere karşı uzun süredir devam eden direnişin önemini vurguluyor: "Öğretmenlerimiz ve sendikamız, eğitimde ve toplumda gerici dayatmalara karşı yıllardır mücadele veriyor. Bu adıma karşı da mücadeleyi sürdürme kararlılığındayız."
Bu kararlılığı, Eylem'in belirttiği gibi, geniş bir cephe destekliyor: "Şu anda mücadele, 50'den fazla kuruluş, sendika ve siyasi partinin organizasyonu ve yaklaşık 50 diğer kuruluşun desteğiyle kararlılıkla sürdürülüyor. 'Hükûmete' yönetmeliği geri çekmesi için 28 Nisan'a kadar süre tanındı. Çekilmezse genel grev gündeme gelecek."
Maviş, atılan somut adımları paylaşıyor: "14 Nisan'da Meclis önünde protesto ateşi yakıldı. 'Hükûmete' tanınan ve 28 Nisan'da dolacak süreye kadar iki hafta boyunca, her akşam birden fazla kuruluş protesto ateşi nöbeti tutacak. Yönetmeliğin geri çekilmesi talebiyle bir imza kampanyası da başlatıldı."
Ancak Elcil, eylemlerin taktiği ve etkinliği konusunda çekincelerini dile getiriyor. "'Eylemleri hükûmete muhalefet olarak gören ve Türkiye'nin dayattığı rejime karşı muhalefete dönüştürmeyen bir mücadelenin başarı şansı yoktur' diye uyaran Elcil, genel grev konusundaki çekincelerini paylaşarak önceki bir olayı hatırlatıyor: 'Geçen yılbaşından önce yapılan genel grev ve eylemler, 'hükûmeti' düşürebilecek nitelikteydi; ancak bazı sendikaların hükûmetle perde arkasından pazarlık yapıp grevi askıya almaları tam bir fiyaskoydu.'"
KHA/NST/MHY/2025
Kıbrıs Haber Ajansı