Bundan 52 yıl önce, 15 Temmuz 1974 sabahı, Atina’daki cunta ile Kıbrıs’taki iş birlikçileri, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin seçilmiş Cumhurbaşkanı Başpiskopos III. Makarios’a karşı darbe düzenledi.
Darbenin öncelikli hedefi, cuntanın Kıbrıs’a ilişkin planlarının önünde engel olarak gördüğü Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’u iktidardan uzaklaştırmaktı.
Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’un şiddet yoluyla devrilmesi ani ve öngörülemez bir gelişme değildi. Darbe, belirli güç merkezlerince yönlendirilen uzun soluklu bir komplo sürecinin son halkasını oluşturdu.
Kıbrıs Dosyası’na ilişkin raporda, Temmuz 1974’te yaşanan trajik olayların “beklenmedik biçimde ortaya çıkmadığı” ve Kıbrıs trajedisini meydana getiren gelişmeler zincirinin ilk halkası olmadığı vurgulandı.
Raporda, 1974 Temmuzundan yıllar önce Yunanistan ve Kıbrıs’taki bazı askerî ve sivil çevrelerin, Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’un NATO’ya ve ittifak üyesi ülkelere düşman olduğu, “Akdeniz’in Castro’su” sayıldığı yönündeki algıdan etkilendiği belirtildi. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve NATO’ya bağlı bazı yabancı servislerce sistemli biçimde beslenen bu düşüncenin, Kıbrıs Rum toplumu ile Millî Muhafız Ordusu ve Yunan Alayı’nda (ELDYK) görev yapan Yunan subayları arasında bölünme yarattığı kaydedildi. Aynı çevrelerin Makarios’a karşı ölümcül bir nefret aşıladığı ifade edildi.
Bu yöndeki ilk sistemli girişimler 1965’e uzanıyor. Yunanistan’da diktatörlük rejiminin kurulmasının ardından yıkıcı faaliyetler daha saldırgan bir nitelik kazanırken cuntanın yönlendirmesiyle Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’u öldürmeye ve darbe yapmaya yönelik planlar hazırlandı.
Makarios hükûmeti ile Yunanistan’daki albaylar cuntası arasındaki ilişkiler uzun süredir gergindi. Yunanistan’da Nisan 1967’de yapılan darbe, Kasım 1967’de Kofinou/Köfünye’deki Kıbrıs Türk enklavında yaşanan kanlı olaylar ve ardından Yunan Tümeni’nin Kıbrıs’tan çekilmesi, iki hükûmet arasındaki gerilimi daha da artırdı.
Makarios hükûmetinin Bakanlar Kurulu, 1 Temmuz’da Millî Muhafız Ordusundaki askerlik süresinin 18 aydan 14 aya indirilmesini ve orduda görev yapan Yunan subaylarının sayısının azaltılmasını kararlaştırdı.
Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios, 2 Temmuz 1974’te Yunan General Phaedon Gizikis’e gönderdiği mektupta Yunan hükûmetini kendisine karşı hazırlanan komplolara karışmak ve EOKA B’yi desteklemekle suçladı. Millî Muhafız Ordusunda görev yapan 650 Yunan subayının Yunanistan’a geri çağrılmasını istedi.
Millî Muhafız Ordusu, Kıbrıslı Türklerin 1963’te ülkenin askerî güçlerinden çekilmesinin ardından 1964’te Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmî askerî gücü hâline geldi. Teşkilatın kadroları, Kıbrıslı meslektaşları ve gönüllülerle birlikte personelin örgütlenmesini ve eğitimini üstlenen Yunan ordusu subaylarıyla oluşturuldu.
Bu amaçla Yunan Tümeni Kıbrıs’a gönderildi ve Kıbrıs Yüksek Askerî Savunma Komutanlığı kuruldu. Komutanlığın başına ilk olarak Georgios Grivas getirildi. Grivas, 1967’de görevinden ayrıldı ancak EOKA’nın faaliyetlerini sürdürdüğünü ileri süren EOKA B’nin liderliğini üstlenmek üzere 1971’de Kıbrıs’a döndü.
EOKA B, Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasını savunuyordu. Bu hedef, Kıbrıs Rum toplumunun bir bölümünde karşılık bulurken Yunanistan’daki cunta da bu kesimi Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’un izlediği siyasete karşı sistemli biçimde yönlendiriyordu.
Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’a 1970’te düzenlenen suikast girişiminin ardından darbe ihtimali daha güçlü biçimde gündeme geldi. Cunta, darbeden haftalar önce hazırlıklarını perde arkasında yoğunlaştırdı.
Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios, 14 Temmuz’da Trodos’taki Cumhurbaşkanlığı yazlık konutundaydı. Aynı sırada Yunanistan’da silahlı kuvvetlerin komutanlarıyla toplantı yapan cunta, başta Cumhurbaşkanlığı Sarayı olmak üzere hedeflere düzenlenecek saldırının son ayrıntılarını kesinleştirdi.
Tanıklıklara göre cuntacı subaylar, 14 Temmuz gecesi Millî Muhafız Ordusunun çeşitli birliklerini gizlice alarma geçirdi. Direnebileceklerinden kuşkulanılan bazı askerler de diğerlerinden ayrılarak gözetim altında tutuldu.
Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios, 15 Temmuz sabahı erken saatlerde Lefkoşa’ya dönerken darbe hazırlıklarının sürdüğü askerî kampın önünden geçti ancak beraberindekiler olağan dışı bir durum fark etmedi.
Millî Muhafız Ordusu Kurmay Başkanı Tuğgeneral Michael Georgitsis’in emrindeki birliklere, cuntanın sağladığı teçhizatla Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırmaları talimatı verildi. Darbe, “Aleksandros hastaneye girdi” parolasıyla başlatıldı.
Darbenin başladığı, Georgitsis’in Silahlı Kuvvetler Komutanlığına gönderdiği acil ve çok gizli mesajla saat 08.17’de Atina’ya resmen bildirildi. Üç dakika sonra tanklar, zırhlı araçlar ve komando birlikleri Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na koordineli saldırıya geçti.
Sarayın önce Demosthenis Severis Bulvarı’ndaki girişi, ardından doğu tarafındaki çıkışı hedef alındı. Makarios o sırada Mısır’daki Yunan toplumundan gelen bir grup çocuğu kabul ediyordu. Saldırıya Millî Muhafız Ordusu birliklerinin yanı sıra EOKA B’nin silahlı mensupları da katıldı.
Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios, patlamalar ve silah sesleri arasında iki korumasıyla birlikte binanın savunmasız kalan batı tarafından kaçtı. Sarayın bahçesinden yakındaki dere yatağına ulaşarak bölgeden uzaklaştı ve Kikkou Manastırı’na sığındı.
Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın ele geçirilmesine yönelik operasyon yaklaşık bir buçuk saat sürdü ve can kayıplarına yol açtı. Darbeciler, direnişi bastırmak amacıyla Kıbrıs’ın çeşitli kent ve köylerinde de saldırılar düzenledi.
Lefkoşa’daki Polis Genel Müdürlüğü, Yedek Birlik karargâhı, Kıbrıs Yayın Kurumunun tesisleri, Lefkoşa Uluslararası Havalimanı ve Başpiskoposluk eş zamanlı olarak hedef alındı.
Zırhlı araçlar ve silahlı kişiler stratejik noktaları kontrol altına alırken halka evlerinden çıkmama talimatı verildi. Böyle bir gelişmeye karşı bir süredir hazırlanan yedek asker grupları darbecilere direndi ancak sayıları darbeyi durdurmaya yetmedi.
En güçlü direniş, diğer hedeflerden daha uzun süre dayanan Başpiskoposlukta gösterildi. Bina daha sonra alevlere teslim olurken içerideki ikonalar ve tablolar ağır hasar gördü. Başpiskoposluk aynı gün öğleden sonra darbecilerin eline geçti.
Darbecilerin ilk hedeflerinden biri de Kıbrıs Radyo Yayın Kurumuydu. Kurumun binasını ele geçiren darbeciler, Millî Muhafız Ordusunun “Yunanlar arasındaki kardeş kavgasını durdurmak için müdahale ettiğini”, durumun denetim altında bulunduğunu ve Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’un öldüğünü duyurdu.
Aynı zamanda Nikos Sampson başkanlığında kurulan ve “kurtuluş hükûmeti” adı verilen darbe yönetiminin üyeleri açıklandı. Tartışmalı bir isim olan Sampson, üç yargı mensubu ile Glafcos Clerides’in Cumhurbaşkanlığını kabul etmemesinin ardından son seçenek olarak görevlendirildi.
Bu sırada Baf’a ulaşan Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios, Baf Özgür Radyo İstasyonundan halka seslenerek hayatta olduğunu açıkladı. Darbenin hedefinin kendisi olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios, cuntanın Kıbrıs’ı yok etmeyi ve bölmeyi amaçladığını belirterek halkı direnmeye ve devletin meşru güçlerine katılmaya çağırdı.
Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios daha sonra Birleşik Krallık’a ait askerî uçakla Malta üzerinden Londra’ya gitti. 17 Temmuz’da Birleşik Krallık Başbakanı Harold Wilson ve Dışişleri Bakanı James Callaghan ile görüştü.
ABD, Kıbrıs’ın bağımsızlığının desteklenmesi çağrısında bulunurken diğer ülkelerden de aynı tutumu benimsemelerini istedi. Buna karşın ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, devrilen Makarios yönetimine destek verilmesi yönündeki öneriyi reddetti.
Darbeden yalnızca beş gün sonra Türkiye, ortaya çıkan durumdan yararlanarak ve Kıbrıslı Türklerin güvenliğini gerekçe göstererek adaya askerî harekât düzenledi. Uluslararası hukukun temel kurallarına aykırı bu istila harekâtı sonucunda adanın yüzde 37’si işgal edilirken Kıbrıs’ın fiilen bölünmesi bugün de devam ediyor.
KHA/AAR/NST/MHY/2026
Kıbrıs Haber Ajansı