Türkiye’nin uluslararası hukuku hiçe sayarak Kıbrıs adasını silah ve şiddet yoluyla böldüğü 20 Temmuz 1974 Cumartesi sabahının üzerinden 52 yıl geçti.

O trajik günün sonuçlarını hâlâ yaşayan Kıbrıs halkı, bugün işlenen bu suçu kınıyor ve hayatını kaybedenleri anıyor. Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Şartı’nı ihlal ederek 1974’te Kıbrıs’ı işgal etmeye başladığı saat olan sabah 05.30’da tüm kentlerde sirenler çaldı.

Türk işgal kuvvetleri; bombalarla yıkım gerçekleştirdi, yağmalamalarda bulundu, tecavüzler işledi, kilise ve manastırlara zarar verdi ve 200 bin Kıbrıslı Rum’u ata topraklarını terk etmeye zorladı. Günümüzde, Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarının yüzde 37’si hâlâ Türk işgali altında bulunuyor.

Kıbrıs Cumhuriyeti hükûmetinin kontrolündeki tüm kentlerde hayatını kaybedenler için anma ve saygı etkinlikleri düzenlenirken, Kıbrıs trajedisinin kayıplarının akıbetinin belirlenmesi için kiliselerde ayinler yapılıyor.

Siyasi partiler ve yurttaş örgütleri, işgali kınayan açıklamalar yayımladı ve Kıbrıs trajedisinde hayatını kaybedenleri anma ve onurlandırma etkinlikleri düzenliyor.

Bundan 52 yıl önce bugün Türk askerleri, “Attila” kod adlı ve “barış harekâtı” olarak nitelendirdikleri operasyon kapsamında Kıbrıs’ın kuzey kıyılarına çıktı.

Türk nakliye uçakları sabah 05.15 ile 05.20 arasında Lefkoşa-Saint Hilarion bölgesindeki Türk yerleşim bölgesine askerî paraşütçüler taşıdı. Çok sayıda paraşütçü inerken Türk piyade birlikleri Keryneia sahillerine ulaştı. Saat 05.20’de Pente Mili’de Türk kuvvetlerinin çıkarma harekâtı başladı ve askerler Keryneia yönünde ilerledi.

Türkiye adada yıkımı sürdürürken, Nikos Samson’un darbe “hükûmeti” 23 Temmuz 1974’te yaşanan gelişmeler nedeniyle istifa etti.

20 Temmuz öğleden sonra New York’ta toplanan BM Güvenlik Konseyi, ateşkes ve yabancı askerlerin Kıbrıs’tan çekilmesi, tüm yabancı askerî müdahalelerin sona erdirilmesi ve adada barış ile anayasal yönetimin yeniden tesis edilmesi amacıyla Kıbrıs’ın üç Garantör Gücü arasında görüşmelerin başlaması çağrısında bulunan 353 sayılı kararı kabul etti.

Bu sırada NATO üyesi ülkelerin Daimî Temsilciler Konseyi Brüksel’de toplandı ancak esaslı bir tutum almadı.

Cenevre’de, Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı John Callaghan’ın himayesinde barışçıl çözüme ulaşılması amacıyla yoğun istişareler başladı. Glafkos Clerides’in temsil ettiği Kıbrıslı Rum tarafı, 1963’ten bu yana ilk kez Zürih-Londra Antlaşmaları'nın ve Kıbrıs Anayasası’nın uygulanmasını talep etti.

Türkiye bunu reddetti ve adanın coğrafi olarak ayrılması yönündeki kalıcı talebini gündeme getirdi. Türkiye Dışişleri Bakanı Turan Güneş, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin birkaç kantondan oluşan iki toplumlu federal bir devlet olmasını ve Kıbrıslı Türklerin adanın yaklaşık yüzde 34’ünü kontrol etmesini öngören bir planı karşı öneri olarak sundu.

Clerides, Bakanlar Kuruluna danışabilmek için 36 veya 48 saatlik erteleme istedi. Türk tarafı bu talebi reddetti ve daha sonra önceden planlanmış bir hamleyle, heyetini 14 Ağustos 1974’te saat 03.30’da görüşmelerden çektikten 1,5 saatten kısa süre sonra, aynı gün saat 04.35’te “Attila 2” kod adlı ikinci işgal harekâtını başlatarak Morfou, Mağusa ve Karpasia’yı işgal etti.

İşgalin en trajik sonuçlarından biri kayıp kişiler meselesi. Binlerce Kıbrıslı Rum tutuklanarak Kıbrıs’taki toplama kamplarında alıkonulurken, 2 binden fazla savaş esiri hukuka aykırı biçimde Türkiye’ye nakledildi ve buradaki cezaevlerinde tutuldu. Önemli sayıda kayıp şahsın akıbeti bugüne kadar belirlenemedi.

KHA/NST/2026

Kıbrıs Haber Ajansı