Dışişleri Bakanı Constantinos Kombos, Avrupa Birliği’nin (AB) Orta Doğu bölgesindeki varlığını ve faaliyetlerini güçlendirmesi gerektiğine dikkat çekti.

Kombos, Pazartesi sabahı Brüksel'de düzenlenen Avrupa Birliği Dışişleri Konseyi toplantısına gelişinde yaptığı açıklamada, Orta Doğu’daki savaşın artık yalnızca bölgesel bir çatışma olarak ele alınmaması gerektiğini belirtti.

Dışişleri Bakanı, “Bunun yalnızca bölgesel bir çatışma olduğu yanılgısından uzaklaşmamız gerektiğine inanıyorum. Bu, küresel bir çatışmadır ve enerji, deniz yolları ile denizcilik güvenliği açısından Avrupa’yı etkiliyor,” dedi.

Kıbrıs Dönem Başkanlığı’nın iki ana önceliğini hatırlatan ve bunların Orta Doğu ve Körfez ile deniz güvenliği olduğunu kaydeden Constantinos Kombos, “Geleceği öngöremezdik ancak ne yazık ki bu öncelikler artık gerçek bir zorunluluk haline geldi,” şeklinde konuştu.

AB’nin bölgedeki varlığını ve faaliyetlerini güçlendirmesi gerektiğini vurgulayan, aynı zamanda Körfez İş Birliği Konseyi ile Lübnan’a dayanışma mesajı veren Kombos, “Birlik olarak bu çatışma karşısında daha görünür olmalı ve daha aktif davranmalıyız. Taahhütlerimiz doğrultusunda Körfez İş Birliği Konseyi’ne ve Lübnan’a da güçlü dayanışmamızı göstermeliyiz. Ticaretle ilgili bekleyen konular var. Bence artık hızlı hareket etmenin ve bu bekleyen konuları uygulamaya koymanın zamanı. Şimdi değilse ne zaman?” diye sordu.

Constantinos Kombos, Bakanların yeni Avrupa güvenlik stratejisi hakkında ilk görüş alışverişinde bulunduğunu, geniş ve kapsayıcı bir sürece ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Dışişleri Bakanı, “Bence bu çok yerinde ve faydalı bir görüşmeydi. Bunun kapsayıcı bir süreç olması ve, dediğim gibi, 360 derecelik bir yaklaşım benimsenmesi gerektiği konusunda mutabık kaldık,” dedi.

Ukrayna’daki savaşla ilgili yapılacak görüşmeye de değinen Kombos, Avrupa’nın desteğinin sürmesi ve güçlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Constantinos Kombos, AB’nin Hindistan Dışişleri Bakanı ile yapacağı görüşmeden de söz ederek ilişkilerin stratejik öneminin altını çizdi ve şöyle dedi:

“Hindistan Dışişleri Bakanı’nı ağırlayacağız. Hindistan, Avrupa Birliği için stratejik bir ortaktır. Son dönemde Hindistan ile AB arasındaki ilişkilerde yaşanan olumlu gelişmelerin sürmesini sağlamamız ve AB için stratejik bir ortak olan Hindistan ile yapılandırılmış, sürekli bir diyalog kurmamız gerekiyor.”

Avrupa deniz güvenliği misyonunun yetki alanının Hürmüz Boğazı’na genişletilmesi olasılığına ilişkin bir soru üzerine Kombos, Kıbrıs’ın şu anda AB Dönem Başkanlığını yürütmesi nedeniyle Bakanlar görüşmelerini tamamlamadan önce kamuoyu önünde görüş bildirmekten kaçındı ve şöyle dedi:

“Bu, daha sonra ele alacağımız bir konu. Masada bulunan fikirlerden biri. Bunun uygulanabilirliğine ve işe yarayıp yaramayacağına ilişkin çeşitli ayrıntılara bakmak gerekiyor. Ancak günün sonunda, her zamanki gibi, devam eden bir çatışma gerçeği çerçevesinde pratik bir çözüm bulmaya çalışmalıyız.”

Kombos, çatışmayı bölgesel değil küresel olarak tanımlamakla ne kastettiğinin sorulması üzerine, sonuçların zaten birçok düzeyde görülebildiğine dikkat çekti ve “Bunun kesinlikle küresel etkileri olan bir çatışma olduğunu düşünüyorum. Bunu çeşitli düzlemlerde görüyoruz ve Avrupa’yı etkiliyor. Dünyanın yaşadığımız bu bölümünde, bizim bölgemizde, Ukrayna’da yaşananlarla bunun arasındaki bağlantıyı koparamayız,” dedi.

Körfez’deki durumun tüm uluslararası aktörleri harekete geçirdiğini belirten Dışişleri Bakanı, jeopolitik hedefleri olan herkesin şu anda Körfez’de yaşananlarla bir şekilde ilgilendiğini söyledi. Herkesin aktif olduğuna dikkat çeken Kombos, AB’nin yalnızca küresel bir ekonomik aktör değil, aynı zamanda jeopolitik bir aktör olma hedefi taşıdığını; bunun da Birliğin sahada mevcut ve etkin olmasını, gerilimi azaltmaya ve diplomatik bir sürece zemin hazırlayacak müdahale yollarını her zaman aramasını gerektirdiğini vurguladı.

Hürmüz Boğazı’nda bir güvenlik misyonunun Avrupa tarafından mı yoksa NATO aracılığıyla mı yürütülmesi gerektiği sorusunu da yanıtlayan Dışişleri Bakanı Kombos, durumun karmaşık olduğunu, asıl sorunun mevcut koşullarda seyrüsefer özgürlüğünün nasıl korunacağı olması gerektiğini belirtti.

KHA/EK/MG/NST/2026

Kıbrıs Haber Ajansı